ABD Başkanı Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yakın zamandaki görüşmesi, geçmişteki buluşmalara kıyasla kamuoyunda daha az yankı uyandırdı. Bu durum, iki ülke arasında bugüne dek gerçekleşen sık toplantıların yanı sıra, ABD ile İran arasındaki gerilimin seyrinden de kaynaklanıyor.
İki taraf arasındaki diplomasi, Trump'ın sert ve meydan okuyan dili ile İran'ın buna karşılık veren tutumu arasında sıkışmış görünüyor. Ancak detaylara inildiğinde, sürecin tamamen tıkanmadığını, aksine belirli bir yönde ilerleme kaydettiğini düşünmek mümkün.Bu tablo, ABD'nin askeri bir hamle yapmayacağı anlamına gelmediği gibi, kısa sürede kalıcı bir anlaşmayla barışın sağlanacağı beklentisini de doğrulamıyor. Aksine, sürecin uzun süreli, dalgalı ve zorlu geçeceğini, bu arada İran'ın iç politikada bazı yeniden yapılanma adımları atabileceğini öngörüyorum.
ABD bölgenin dinamiklerini ne kadar anlıyor?Açık konuşmak gerekirse, ABD'nin Ortadoğu'yu, buradaki tarihi, kültürel ve toplumsal katmanları yeterince derinlemesine kavramadığı söylenebilir. Yaklaşımının sertliği ve güç odaklı yapısı, bu tür karmaşıklıkları anlamaya çalışmayı gereksiz gören bir zihniyetten besleniyor. Dışarıdan alınan değerlendirmeler de genellikle bu sınırlı bakış açısını yansıtıyor.Örneğin İran'a baktıklarında ne gördüklerini gerçekten sorgulamak lazım. Tahran'da son derece karmaşık, katmanlı, birden fazla güç odağının iç içe geçtiği ve dışarıdan kolay okunamayan bir yönetim yapısı mevcut. Bu yüzden Amerikan yetkililerin zaman zaman "rejimi devirmek nispeten basit olabilir ama sonrası tam bir bilinmezlik" tarzında ifadeler kullanması şaşırtıcı değil.
İran üzerindeki baskılar işe yarıyor mu?Son dönemde Trump yönetiminin denizdeki askeri varlığını artırması ve ekonomik yaptırımları daha da sıkılaştırmaya yönelik adımları, İran ekonomisini ve iç yapısını ciddi biçimde zorluyor. Buna rağmen Tahran yönetimi, ülkede kapsamlı bir ekonomik reform veya operasyon yapacağına dair iddialar henüz somut sonuç vermiş değil.Müzakere masasında İran tarafı, Umman'daki görüşmelerde yalnızca nükleer konuyu konuşmak istediğini belirtti. Peki diğer kritik dosyalar ne durumda?
Ana müzakere başlıkları
Nedenleri şöyle özetlenebilir:
İran'ın görüşmelerde yalnızca nükleer dosyayı öne sürmesi, hem süreci uzatma stratejisi hem de elindeki en güçlü kozu kullanma çabası olarak okunabilir. Artık netleşti ki, geçen yıl ABD'nin ağır bombardımanlarla İran'ın nükleer tesislerini tamamen ortadan kaldırdığı veya kullanılamaz hale getirdiği iddiaları gerçekçi değil; tesisler hasar aldıysa da program kökten bitirilmedi.
Tahran, nükleer kapasite geliştirme hedefinden vazgeçmeye niyetli görünmüyor. Bu konuyu masaya getirmesi, belki de ulaşılan seviyeyi göstermek ve pazarlık gücünü korumak içindir. Aynı zamanda saldırı tehditlerinin sona ermesi ve yaptırımların kaldırılması talebini de güçlü biçimde dile getiriyor.
ABD'nin elinde deniz ve hava unsurlarıyla baskıyı sürdürme imkânı her zaman var. Ancak asıl amaç rejim değişikliği değil de İran'ı Çin'e yakınlıktan bir ölçüde uzaklaştırmaksa, önümüzde oldukça uzun ve karmaşık bir diplomasi süreci bulunuyor.
İki taraf arasındaki diplomasi, Trump'ın sert ve meydan okuyan dili ile İran'ın buna karşılık veren tutumu arasında sıkışmış görünüyor. Ancak detaylara inildiğinde, sürecin tamamen tıkanmadığını, aksine belirli bir yönde ilerleme kaydettiğini düşünmek mümkün.Bu tablo, ABD'nin askeri bir hamle yapmayacağı anlamına gelmediği gibi, kısa sürede kalıcı bir anlaşmayla barışın sağlanacağı beklentisini de doğrulamıyor. Aksine, sürecin uzun süreli, dalgalı ve zorlu geçeceğini, bu arada İran'ın iç politikada bazı yeniden yapılanma adımları atabileceğini öngörüyorum.
ABD bölgenin dinamiklerini ne kadar anlıyor?Açık konuşmak gerekirse, ABD'nin Ortadoğu'yu, buradaki tarihi, kültürel ve toplumsal katmanları yeterince derinlemesine kavramadığı söylenebilir. Yaklaşımının sertliği ve güç odaklı yapısı, bu tür karmaşıklıkları anlamaya çalışmayı gereksiz gören bir zihniyetten besleniyor. Dışarıdan alınan değerlendirmeler de genellikle bu sınırlı bakış açısını yansıtıyor.Örneğin İran'a baktıklarında ne gördüklerini gerçekten sorgulamak lazım. Tahran'da son derece karmaşık, katmanlı, birden fazla güç odağının iç içe geçtiği ve dışarıdan kolay okunamayan bir yönetim yapısı mevcut. Bu yüzden Amerikan yetkililerin zaman zaman "rejimi devirmek nispeten basit olabilir ama sonrası tam bir bilinmezlik" tarzında ifadeler kullanması şaşırtıcı değil.
İran üzerindeki baskılar işe yarıyor mu?Son dönemde Trump yönetiminin denizdeki askeri varlığını artırması ve ekonomik yaptırımları daha da sıkılaştırmaya yönelik adımları, İran ekonomisini ve iç yapısını ciddi biçimde zorluyor. Buna rağmen Tahran yönetimi, ülkede kapsamlı bir ekonomik reform veya operasyon yapacağına dair iddialar henüz somut sonuç vermiş değil.Müzakere masasında İran tarafı, Umman'daki görüşmelerde yalnızca nükleer konuyu konuşmak istediğini belirtti. Peki diğer kritik dosyalar ne durumda?
Ana müzakere başlıkları
- Balistik füzeler: Geçen yılki çatışmalarda İran'ın füze kullanımı hem kendisi hem de karşı taraf için beklenmedik hasarlar yarattı. Bu olay, ABD'nin bölge politikasında önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Şu anda Tahran'ın füze üretimini durdurması veya sınırlaması yönünde baskılar artsa da, İran bu konuda oldukça dirençli bir tavır sergiliyor.
- Vekil güçler ve bölgesel ağlar: İran'ın özellikle Arap dünyasında yaklaşık yarım asırdır desteklediği gruplar ve yapılar, 2024-2025 döneminde önemli ölçüde zayıflatıldıysa da, ABD ve İsrail için hâlâ tamamen ortadan kalkmış bir tehdit değil. Bu dosya, görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam edecek.
Nedenleri şöyle özetlenebilir:
- İran'ın nükleer silah elde etmesi halinde neler yapabileceğine dair endişeler.
- Silahı kendisi kullanmasa dahi, bu kapasiteyi vekil unsurlar veya yeni yapılar üzerinden yayma potansiyeli.
- Rejimin beklenmedik bir şekilde çökmesi veya kontrolden çıkması durumunda teknolojinin kimin eline geçeceği belirsizliği.
İran'ın görüşmelerde yalnızca nükleer dosyayı öne sürmesi, hem süreci uzatma stratejisi hem de elindeki en güçlü kozu kullanma çabası olarak okunabilir. Artık netleşti ki, geçen yıl ABD'nin ağır bombardımanlarla İran'ın nükleer tesislerini tamamen ortadan kaldırdığı veya kullanılamaz hale getirdiği iddiaları gerçekçi değil; tesisler hasar aldıysa da program kökten bitirilmedi.
Tahran, nükleer kapasite geliştirme hedefinden vazgeçmeye niyetli görünmüyor. Bu konuyu masaya getirmesi, belki de ulaşılan seviyeyi göstermek ve pazarlık gücünü korumak içindir. Aynı zamanda saldırı tehditlerinin sona ermesi ve yaptırımların kaldırılması talebini de güçlü biçimde dile getiriyor.
ABD'nin elinde deniz ve hava unsurlarıyla baskıyı sürdürme imkânı her zaman var. Ancak asıl amaç rejim değişikliği değil de İran'ı Çin'e yakınlıktan bir ölçüde uzaklaştırmaksa, önümüzde oldukça uzun ve karmaşık bir diplomasi süreci bulunuyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Türkiye'nin Partisi AkParti