Dua, kelimelerin en çıplak haliyle kalbin arasında sıkışıp kalan bir fısıltıdır.
Çoğu zaman sesli çıkmaz.Çoğu zaman dudaklar kıpırdamaz.
Bazen sadece bir iç çekiş, bazen gözlerin bir anlığına kapanması, bazen de göğsün ortasında durup nefes almayı unutan bir ağırlıktır.
Ama o sessizlik, evrenin en yüksek desibelli çığlığından daha güçlüdür.Çünkü dua, gösterişe ihtiyacı olmayan tek iletişim biçimidir.
İnsanların önünde yüksek sesle konuşulan dualar vardır, evet; ama asıl dua, kimsenin görmediği yerde, kimsenin duymadığı anda yapılır.
Kapı kapalıyken, ışıklar söndüğünde, telefon sessize alındığında, gözyaşı yastığa damladığında…
İşte o an, dua gerçek haline kavuşur:
Tamamen çıplak, tamamen savunmasız, tamamen dürüst.Ve en ilginç yanı şudur:
Dua eden kişi, aslında kime seslendiğini tam olarak bilmezken bile seslenir.
Bazen “Allah’ım” der, bazen “evren” der, bazen sadece “lütfen” der.
Bazen isim bile koymaz.
Çünkü o anda kelimeler yetmez, isimler yetmez, mantık yetmez.
Geriye sadece bir ihtiyaç kalır: duyulmak.Dua, çok uzaklardan duyulan en sessiz sestir.
Çünkü onu duyan kulak, insan kulağı değildir.
O ses, fiziksel mesafeleri aşar, zamanı büker, yıldızların arasında yankılanır ve en sonunda, belki de tam da olması gerektiği anda, bir yerlerde bir kapı aralanır.
Bazen o kapıdan cevap gelir, bazen gelmez.
Ama gelen ya da gelmeyen her neyse, dua eden bilir ki o ses boşa gitmemiştir.
Çünkü dua, atmaktır; toprağa tohum atmak gibi.
Ne zaman filiz vereceğini bilemezsin, ama attığın sürece umut canlı kalır.Bazıları duayı zayıflık sanır.
Oysa dua, en büyük cesarettir.
Çünkü kabul etmektir: “Ben yetmiyorum.”
“Elimden gelen bu kadar.”
“Artık taşıyamıyorum.”
Ve bunu yüksek sesle değil, en derin sessizlikte söyleyebilmektir.Başka hiçbir iletişim biçimi bu kadar samimi olamaz.
Sevgi sözcükleri yalanlanabilir, özürler unutulabilir, vaatler bozulabilir.
Ama dua, yalan söyleyemez.
Çünkü dua eden, karşısındakini kandırmaya çalışmaz; kendini kandırmaya çalışsa bile başaramaz.
Ve belki de en teselli edici gerçek şudur:
Dua edildiği anda, o kişi artık yalnız değildir.
Çünkü dua etmek, birine “ben buradayım ve seni görüyorum” demek gibidir;
ama bu cümleyi söyleyen sensin ve dinleyen sensin.
Aradaki mesafe ise sonsuzluk kadar geniştir, aynı zamanda bir nefes kadar yakındır.Dua, çok uzaklardan duyulan en sessiz sestir.
Ve ne kadar sessiz olursa olsun,
o ses bir kere çıktı mı,
artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.Çünkü evren, fısıltıları duymak için yaratılmıştır.
Ve en çok da,
kimsenin duymadığını sandığı o fısıltıları.
Çoğu zaman sesli çıkmaz.Çoğu zaman dudaklar kıpırdamaz.
Bazen sadece bir iç çekiş, bazen gözlerin bir anlığına kapanması, bazen de göğsün ortasında durup nefes almayı unutan bir ağırlıktır.
Ama o sessizlik, evrenin en yüksek desibelli çığlığından daha güçlüdür.Çünkü dua, gösterişe ihtiyacı olmayan tek iletişim biçimidir.
İnsanların önünde yüksek sesle konuşulan dualar vardır, evet; ama asıl dua, kimsenin görmediği yerde, kimsenin duymadığı anda yapılır.
Kapı kapalıyken, ışıklar söndüğünde, telefon sessize alındığında, gözyaşı yastığa damladığında…
İşte o an, dua gerçek haline kavuşur:
Tamamen çıplak, tamamen savunmasız, tamamen dürüst.Ve en ilginç yanı şudur:
Dua eden kişi, aslında kime seslendiğini tam olarak bilmezken bile seslenir.
Bazen “Allah’ım” der, bazen “evren” der, bazen sadece “lütfen” der.
Bazen isim bile koymaz.
Çünkü o anda kelimeler yetmez, isimler yetmez, mantık yetmez.
Geriye sadece bir ihtiyaç kalır: duyulmak.Dua, çok uzaklardan duyulan en sessiz sestir.
Çünkü onu duyan kulak, insan kulağı değildir.
O ses, fiziksel mesafeleri aşar, zamanı büker, yıldızların arasında yankılanır ve en sonunda, belki de tam da olması gerektiği anda, bir yerlerde bir kapı aralanır.
Bazen o kapıdan cevap gelir, bazen gelmez.
Ama gelen ya da gelmeyen her neyse, dua eden bilir ki o ses boşa gitmemiştir.
Çünkü dua, atmaktır; toprağa tohum atmak gibi.
Ne zaman filiz vereceğini bilemezsin, ama attığın sürece umut canlı kalır.Bazıları duayı zayıflık sanır.
Oysa dua, en büyük cesarettir.
Çünkü kabul etmektir: “Ben yetmiyorum.”
“Elimden gelen bu kadar.”
“Artık taşıyamıyorum.”
Ve bunu yüksek sesle değil, en derin sessizlikte söyleyebilmektir.Başka hiçbir iletişim biçimi bu kadar samimi olamaz.
Sevgi sözcükleri yalanlanabilir, özürler unutulabilir, vaatler bozulabilir.
Ama dua, yalan söyleyemez.
Çünkü dua eden, karşısındakini kandırmaya çalışmaz; kendini kandırmaya çalışsa bile başaramaz.
Ve belki de en teselli edici gerçek şudur:
Dua edildiği anda, o kişi artık yalnız değildir.
Çünkü dua etmek, birine “ben buradayım ve seni görüyorum” demek gibidir;
ama bu cümleyi söyleyen sensin ve dinleyen sensin.
Aradaki mesafe ise sonsuzluk kadar geniştir, aynı zamanda bir nefes kadar yakındır.Dua, çok uzaklardan duyulan en sessiz sestir.
Ve ne kadar sessiz olursa olsun,
o ses bir kere çıktı mı,
artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.Çünkü evren, fısıltıları duymak için yaratılmıştır.
Ve en çok da,
kimsenin duymadığını sandığı o fısıltıları.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Türkiye'nin Partisi AkParti