Mevlânâ'nın emanet yorumu, doğrudan Ahzâb Suresi 72. âyetin (emanet âyeti) etrafında döner ve tasavvufî bakışıyla çok derinleşir. O âyet şöyle der: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.”
Mevlânâ bu âyeti Mesnevî'de ve sohbetlerinde sıkça işler, ama yorumu şu yöndedir: Emanet, Allah'ın insana verdiği en büyük yükümlülük ve aynı zamanda en büyük lütuftur. Bu emanet, akıl, irade, özgür seçim yeteneği, Allah'ı tanıma ve O'na kulluk etme kapasitesidir. Gökler, yer ve dağlar gibi muazzam varlıklar bile bu emaneti taşıyamamış, çünkü onlar zorunluluk (cebr) âleminde yaşar; iradeleri yoktur, sadece Allah'ın emrine mutlak itaat ederler. İnsan ise irade sahibi olduğu için emaneti kabul etmiş, ama bu kabul aynı zamanda bir tehlike içerir: Zalimlik ve cahillik potansiyeli.
Mevlânâ'ya göre insan bu emaneti taşıyarak “halife” olur, yani Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi. Ama emaneti “benim” diye sahiplenmeye kalktığında, işte o zaman ihanet başlar. Mesnevî'de sıkça geçen temalardan biri budur: Her şey (mal, mülk, evlat, beden, hatta nefis) aslında Allah'ın emanetidir. İnsan onları “sahip oldum” diye düşündükçe, emanete hıyanet eder ve korku doğar – kaybetme korkusu, ayrılık acısı, ölüm korkusu.Birkaç örnekle içselleştireyim:
- Mevlânâ der ki (yaklaşık anlamıyla): “Emanet, senin elinde bir misafir gibidir. Misafiri ‘benim’ dersen, giderken kapıyı kırar, kalbini parçalar. Ama ‘hoş geldin, ne kadar kalırsan kal’ dersen, gittiğinde sadece teşekkür kalır geriye.”
- Başka bir yerde: İnsan emaneti taşıdığı için “çok zalim, çok cahil”dir, çünkü bu iradeyle ya yükselir ya da düşer. Emaneti doğru taşıyan (teslim olan, şükreden, sahiplenmeyen) kâmil insan olur; sahiplenen ise kendi zulmüne düşer.
Sahip olmak değil, şahit olmak.
Her şeye “emanet” gözüyle bakmak, onları Allah’tan bir hediye, bir ayna, bir geçici misafir olarak görmek. Bu bakış açısı yerleştiğinde, “kaybetme korkusu” erir gider; çünkü kaybedecek bir “benim” kalmaz geriye – her şey zaten O’nundur, O’na dönecektir.İşte bu yüzden senin seçtiğin cümle (“Bu dünyada ‘benim’ dediğin her şey aslında sana emanetken…”) Mevlânâ'nın ruhuna çok yakışır. O, tam da bunu söyler: Emaneti fark ettiğin an, korku hafifler, sevgi derinleşir, veda bile bir şükre dönüşür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Türkiye'nin Partisi AkParti