Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
 Ezberbozan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

İzleyiciler

5 Mart 2026 Perşembe

İspanya'nın Gazze karşısındaki duruşu

İspanya'nın Gazze karşısındaki duruşu, 21. yüzyılın en karanlık sayfalarından birinde beklenmedik bir ışık gibi parladı. Avrupa'nın büyük bölümünün ya sessiz kaldığı ya da utangaç bir denge politikası güttüğü bir dönemde, İspanya –hem hükümet hem de toplum olarak– net, ısrarcı ve ahlaki bir tavır sergiledi. Bu tavır, sadece diplomatik bir pozisyon değil; aynı zamanda vicdanın, tarihe karşı sorumluluğun ve insanlığın ortak geleceğine dair inancın somut bir ifadesiydi.


Başbakan Pedro Sánchez'in dili, alışılmışın dışında keskin ve doğrudan oldu. "Bu bir soykırımdır" cümlesini bir kalabalığa tekrarlatarak söylediği an, sadece siyasi bir çıkış değildi; bir meydan okuma, bir utandırma ve aynı zamanda bir davetiyeydi. "Benimle birlikte söyleyin: Bu bir soykırımdır" derken, suskunluğu kırmaya, normalleştirmeye çalışan herkesi kendi sesiyle yüzleştirmeye çalışıyordu. Hastanelerin bombalanmasını, çocukların açlıktan öldürülmesini "savunma hakkı" kisvesi altında meşrulaştırmaya çalışanlara karşı, İspanya "savunmasız bir halkın sistematik yok edilişi" gerçeğini yüksek sesle telaffuz etti.Bu duruşun somut adımları da aynı netlikteydi:
  • Silah satışlarının ve alımlarının tamamen yasaklanması (önce fiili, sonra yasal bir ambargo),
  • İspanyol limanlarının ve hava sahasının İsrail ordusuna yakıt veya mühimmat taşıyan araçlara kapatılması,
  • Soykırıma doğrudan iştirak eden kişilerin ülkeye girişinin yasaklanması,
  • İşgal altındaki yerleşimlerden gelen ürünlerin ithalatının engellenmesi,
  • UNRWA'ya ve Gazze'ye yönelik insani yardımın 2026'ya kadar 150 milyon euroya çıkarılması.
Bunlar, lafta kalan jestler değildi. Her biri, bir Avrupa ülkesinin elindeki sınırlı araçlarla bile "tarihin doğru tarafında" durabileceğini göstermeye yönelikti. Sánchez'in bir konuşmasında kullandığı ifade tam da buydu: "İspanya'nın nükleer bombaları, uçak gemileri ya da dev petrol rezervleri yok. Tek başımıza saldırıyı durduramayız. Ama bu, mücadeleyi bırakacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü tek başımıza kazanamasak bile, uğruna savaşmaya değer davalar vardır."Bu sözler, güçsüzlüğün değil, ahlaki gücün manifestosuydu. İspanya, "etki edemeyiz" diye susanlara, "etki etmesek de susmayız" diye cevap verdi. Filistin halkının yaşadığı acıyı "uzak bir trajedi" olarak görenlere, "insanlığın ortak yarası" olarak gösterdi. Ve en önemlisi: Bu tavrı popülizmden ya da konjonktürel hesaplaşmadan değil, derin bir tarihsel hafızadan besledi.İspanya'nın kendi geçmişi –Reconquista sonrası sürgünler, Engizisyon, Franco dönemi baskıları– onu totaliter eğilimlere, kitlesel acılara ve insanlık dışı politikalara karşı özellikle duyarlı kılıyor. Filistin meselesinde gösterilen bu kararlılık, tesadüf değil; tam tersine, "bir daha asla" sözünün güncel bir yankısıydı.
2025 ve 2026 boyunca İspanya, Avrupa'da yalnızlaştıkça aslında daha da anlam kazandı. Çoğu başkent sessiz kalırken ya da "iki tarafı da kınama" retoriğiyle yetinirken, Madrid'den yükselen ses "sessiz çoğunluğun" değil, "vicdanlı azınlığın" sesi oldu. Bu yüzden Türkiye'den, Arap dünyasından, Latin Amerika'dan, hatta dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi bireylerden "Şu çılgın İspanyollar" diye sevgiyle, minnetle anıldı.
Bu duruşu unutmayacağız, çünkü unuttuğumuzda biz de kaybederiz. İspanya bize şunu hatırlattı: Güç her zaman tankta, füzede, parada değildir. Bazen bir başbakanın "Bu bir soykırımdır" diye yüksek sesle söyleyebilmesinde, bir ülkenin limanlarını adalet adına kapatabilmesinde saklıdır. Ve o güç, tarihin sayfalarında silinmez bir iz bırakır.İspanya, Gazze'nin en karanlık günlerinde yanımızda durarak, aslında insanlığın onurunu da kurtarmaya çalıştı. O onur, kolay kolay unutulmaz.

Özgürlük Adalet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Türkiye'nin Partisi AkParti